Öğrenme Sanatı
  Bu kitabın varlığından Jules Payot'un İrade Terbiyesi kitabının çevirmen notunda görerek haberim olmuştu. Uzun uğraşlar sonucunda kitabı sadece ikinci el olarak bulabilmiş ve almaya çekinerek pes etmiştim. Zaman geçtikten sonra ODTÜ kütüphanesinde bulabileceğim aklıma bir şimşek gibi çaktığında vakit kaybetmeden, kitabı ödünç alarak okumaya başladım.
  Katherine Ramsland psikoloji ve kriminoloji üstüne yoğunlaşmış bir akademik kariyere sahip olsa da felsefeye özellikle de öğrenmenin felsefesine bakış açısı bana çok ilgi çekici geldi. Kendisi derslerinden verdiği gerçek öğrenci örnekleriyle konuyu somut bir düzlemde aktarmayı başarıyor kitap boyunca. Bunu her bölümün sonunda olan genel özetler ve pratikleriyle de destekliyor. Kitap genel öğrenme kalıplarının dışında, beyinin aktif olarak çalıştığı, sadece öğrencilik amaçlarıyla sınırlı olmayan ve öğrenmenin özüyle, şeyle "haşır neşir" olmayı içeren duruma yönelik bir tutumu anlatıyor. Öğrenmek hayatla bağdaşık bir kavram. Hayatın her saniyesinde bir şeyleri tanımlıyor, dolayısıyla öğreniyoruz. Karşılaştığımız tanımlamaları, gerçek öğrenimimizden ayıran şey ise bizim onlar üzerine olan sorgulamalarımız ve öz çabalarımızdır. Ayrıca bir şeyleri görürken ışık ve gözlerimizden yardım aldığımız gibi, öğrenimimiz süresince de rehberleri, başka bir deyişle de öğretmenleri atlamamalıyız. Katherine bu konuda, herkesten kapılabilecek bir nokta olduğunu, her bakış açısının önem arz ettiğini ancak bütün bunlara rağmen öğretmen öğrenci ilişkisinin karşılıklı çaba çerçevesinde gerçekleştiğini, bu çabanın yokluğunun ise kapılabilecek noktaların sönmesiyle sonuçlanacağı şeklinde yorumluyor(Bu cümle aslında onun yorumunu yorumlamamdan başka bir şey içermemektedir). Bunun haricinde kitabın başında Katherine 16 adet madde hakkında düşünmemizi, onları sorgulamamızı istiyor. Çalışma, okuma, soru sorma, not alma, notları düzenleme, önemli kararlar alma, önemli ve hoşlanmadığınız görevler üstlenme, problem çözme, geleceği planlama, amaç belirleme, stres ve aksiliklerle başa çıkmak, başkalarıyla çalışmak, yardım isteme ve son olarak tartışma. Bu kavramlar öğrenme sanatının inceliklerini içeren detayları kapsıyor. Bu konularda yapılacak derin düşünmeler bu sanata dair bir çok ipucu sağlıyor. Böylece kitabın ilk bölümü olan öğrenme sanatına hazırlık kısmı da bitmiş oluyor.
  İkinci kısımda öğrenmeye etkisi olan faktörler inceleniyor. Öğrencilerinden yola çıkarak verdiği örneklerde benim gözüme çarpanlar oldu. Bunlardan birincisi mekanik hazırlık. Ben derslerde uyku problemi yaşayan bir öğrenciydim, durumumun özeti ise dersin ortalarında beynim kapanıyor, adeta bayılıyordum. Durumu çok merak ettim ve çözmek istedim ama ne yapsam yaramadı. Beynimin vücudumla bağlantılı olduğunu biliyordum ama ne yapsam çözemiyordum. Katherine mekanik bir hazırlığın önemine vurguda bulunuyor. Öğrencinin dersten önce orda bulunması, kendince belirlediği materyal ve tarzıyla hazır olması o ana ait mekanik hazırlıklar olsa da öncesini içeren vücudun durumu, uyku, beslenme, hatta aldığımız nefes o anda bulunmasa da o anı etkileyen mekanik hazırlıklar arasında. İnsanı bir makine olarak görmek tamamıyla doğru bir bakış açısı değil ancak işleyişimiz açısından biz bir makine sayılabiliriz ve işlemcimiz sahip olduğumuz kasayla doğrudan, sandığımızdan çok daha fazla bağlantılı. Olmasa bile kendini hazır hissetmek, sahip olduğu listede işaretlenmiş kutucuklara sahip olan bir zihnin hissiyatı, normale göre daha üstün olacaktır. Ama yapılacak şeylerin sayısı uçsuz bucaksız. Hatta öyle ki kitabı okuduktan sonraki ilk haftam boyunca kendimi büyük bir kargaşada bulmuştum. Yaşantımızda optimize edilebilecek o kadar çok noktamız var ki. İyileştirme yapabileceğimiz küçük ya da büyük detaylar. Size örnek vereyim, daha güzel bir uyku için yatarken odanın soğuk olmasına ve yatmadan saatler önce papatya çayı içmeye çalışıyordum o haftada. Ancak tabii ki bunu sürdüremedim. Yine de böyle detayların varlığını sorgulamak, neleri daha iyi yapabileceğini bilip peşinden koşmak bir şeyleri yoluna koymuş olarak sizi daha akışta hissettirebilir.
  Bir diğer konu da kişisel farkındalık. Kişisel farkındalığı düşük olan biriyim, çoğu zaman kendi kendime düşünmekte bile zorluk çekiyorum hatta. Öyle denemez tabii ki ama kişisel farkındalık konusunda ilginç bir konumdayım orası kesin. Bu konuda değineceğim noktalardan biri kendinizi tanıyın ve ona göre çalışın diyen rehber hocalarından biraz farklı olacak. Tanıma yolculuğunuzda kendinize neden diye sorup cevaplanamaz çıkmazlarsa bulursanız kendinizi şaşırmayın. Daha net olmak için "Ne?" sorusuna danışabilirsiniz. Kendinin farkında olmak, insana aktif bir beyin, alıcı bir bakış açısı katmanın yanında kendini bilmezliğin karmaşasından da kurtarıyor. Kişisel farkındalığa sahip biri kendi düşüncelerini oluşturan etkenlerin farkında olur ve sınıf gibi bir ortamda bu etkenlerin önemi büyüktür bence. Amaçlarınıza ve "ne" sorularınızın cevaplarına hakim olmak öğrenmeyi aktif bir şekilde gerçekleştirmek, dolayısıyla gerçekten bu sanatı icraa etmek anlamına da geliyor bir nebze. Bir diğeri ise hayal kurmak. Ben sık sık basketbol oynuyorum ve eskiden de bir takım içerisinde bulunma şansım olmuştu uzunca bir süre. Sporda bir olaya zihinsel olarak hazır olmak, vücudumuzun hazır olması kadar önem taşır çünkü o senaryoları doğru okumak için zihnin de hazır olması gerekir. Bunun için maç öncesi hazırlıklardan en önemlisi de maçı aklınızda canlandırmaktır. Ben bayılıyorum bu hazırlığa hatta sadece maç öncesi değil gündelik yaşantımda elimde büyük ihtimalle bir silgiyle aksiyonları parça parça hayal ediyorum sık sık. Hayatımız da birçok farklı "anların zincirlemesinden" oluşmakta. Nasıl basketbolda hücumlar ve savunmalar birtakım aksiyonlar içeriyorsa hayatımız da öyle. Burdan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz, kafamızı o yastığa koyduğumuzda yarını biraz da olsun hayal etmek, kendimizi o parçaları yaşıyorken görmek geleceği planlamak ve o anları "doğru okumak" büyük önem taşımakta. Kendinizi yarınki laboratuvar dersinde görmek, o tuşlara basarken ve kontrol ederken düşünmek, sizi o ana daha ait, daha adanmış hissettirecektir. Bir diğer nokta ise konsantrasyon ve akış. İşleri akışında hissettiren temel etkenlerden biri zorluk seviyesi ve kabiliyetlerinizin yanında konsantrasyondur. Akış hissi öğrenmeyi sanata çeviren şeydir benim gözümde. Her şeyin yolunda olduğu, özgüvenli ve doğru hissettiğiniz, tünelin sonuna kadar gidebilecek yakıta sahip olduğunuz ve motivasyonun tükenmediği bir durum. Bunun için de konsantrasyonumuz çok önemli. Bu konuda yapabilecek şeylerin sayısı da uçsuz bucaksız olabileceği gibi gerçekten "bir" şeyle ilgilenmenin önemi atlanamaz. Odak süresi, odağın derinliği bir konuyla olan ilişkimizi temelden etkileyen bir şey. O yüzden pratik olarak "bir" şeyle ilgilenmeye çalışabilirsiniz.
  Kitabın değerlendirmesinden çıkmış, belki de kendi düşüncelerimi aktarmış olabilirim bu yazı boyunca ama Öğrenme Sanatı'nın bu konu üzerinde düşünecek ve sorgulanacak çok şey vermesinden kaynaklı olabilir bu. Sonuçta bu kitabı okurken kitabın da tembihlediği gibi, dogmalardan, basmakalıp yöntemlerden uzak durmalıyız. Bunun için de bu kitaptaki yaklaşım dahil benimsediklerimizi sorgulamalıyız.
  Temennim, kendiniz ve sizi oluşturan parçalarınızı derinliğiyle, sanatına uygun şekilde, öğrenmeniz ve işleri tıkırına sokmanız.